. . . h a y a t ı m d a n

6 Mart 1967 sabahı ablamdan tam iki sene sonra doğdum Karadeniz Ereğli'de. Aslen Of'luyuz...   babam Süleyman Sırrı Gül, antik eski eserler uzmanı ve koleksiyoncusu, saatçi ve fenni gözlükçü, maden teknikeri, annem Lütfiye Gül.. evhanımı, dört çocuk annesi.. dünyanın en iyi annesi.. ablam Coğrafya öğretmeni.. eniştem Abdullah Uluyurt.. kardeşlerimden Cudi, işletmeci, Erdemir'de Finans müdürü.. ve Yasin, sanat tarihçi arkeolog.. Eski adı Hola Makidanos, Ormancık köyü.. Yedi  Hola köyünden birisi.. yemyeşil, sisli tepeler... tam ATV ile gezecek yerler... kuymaklar, mısırlar.. daha da yukarıda yaylamız var... sonra da Sultan Murat ... babamın amca oğlu Eyüp abinin yayla evinde kalmıştık bir Temmuz gecesi... soba yakmasak belki de donmuştuk... sisli sabahlar unutulmaz... farklı çiçekler tam fotoğraflık... Beş buçuk yaşımda başladım ilkokula ben Nimet Okulunda, şehrin ortasında... Pamuk Palas otelinin arasından karşıya geçerek giderdik Kandilli Lojmanlarından... Adresimiz ezberimde hala, "Bağlık mahallesi Kandilli lojmanları A Blok No:14 Kat:2 Karadeniz Ereğli".. Hep 5 aldım 5 yıl boyunca.. Serpil Yener öğretmenimi ve oğlu Sertaç'ı çok severdim.. Fehmi.. Şerif.. Nezahat.. Oya.. Celal .. Mehmet Kurum.. Şaban.. arkadaşlarım. Hızlı Okuma yarışını kazanmıştım.. Kocaman'a pikniğe gitmiştik.. Bandoda şef olmuştum.. "Bambara bam bam.." kısmını ben çalardım tek başıma. Bayramlarda süslü kartlar gönderirdi Gülgün, Gülhan ve Neriman ablalarım.. hepsini hala saklarım.

Televizyon önceki gecelerde babam bize kitap okurdu gür ve kadife sesiyle.. özellikle Murat Sertoğlu'nun kahramanlık kitapları.. Battal Gazi, Battal Gazinin Oğlu, Battal Gazinin Oğlunun İntikamı.. o günlerden kalma hevesimdir Üsküdar'dan Kızkulesi'ne yüzmek.. hele bir de kurtaracak prenses bulursam.. ha ha..

Sigara içilmezdi dükkanımızda.. Ağa cami altı No: 33.. ilk telefon numarası 416.. sonra 1416, sonra 31416..en son da 3131416.. İrfan amca doktorumuzdu.. her gün uğrardı sessizce, beyaz önlüğüyle.. Eşref kitapçımız.. Tuğrul amca fotoğrafçımız.. Güler teyzeyle çocukları Tarık, Zühre ve Zuhal ilk arkadaşlarımız.. Aliye ve Eşref Nemutlu çifti de en yakın dostlarımızdandı.. Oğulları, sevgili bestekar arkadaşım Mehmet Nemutlu'nun hediyesi "Asteriks ve Kleopatra" ilk aldığım hediyelerdendi.. "Ufukta bir gemi ! Mı-mı-mısır gemisi..." repliği aklımda.. En güzel elbiselerimizi giyip, limon kolonyaları sürünüp onlara gidişimizi unutamam.. Kebapçı Hafız komşumuzdu.. Kaymaklı revani ile çilek kompostosu artık yok.. Muharrem Dede'de dondurma yerdim.. gittiğimde geç dönerdim.. Bana pasta getirirdi Rıfat amca ve babamın diğer arkadaşları... Almanyalı Tahsin amca, Küçük Tahsin amca, Hacı Usta.. Babamın "Kardaşluk" dediği, Çaycuma köyünden sepet sepet yumurta getiren, yavaş hareket eden yaşlı amca.. hepsini severdim.. Murat abi ile sahilde gezerdim.. Diyarbakırlı Mehmet amcayı da.. Kuşçu Osman vardı, yaşlı, dinamik ve yakışıklı..  İlyas amca Trabzon pidesi yaptırırdı bol tereyağlı.. Hasan amca ve öğrencileri.. döner ziyafetleri ve boğuşmalar.. mağara gezileri.. Keştepe keşifleri.. Nejat ile heyecanlı maceralar.. Kabataş'ta Ömer ve Habip ziyareti.. Adem abiyle savaş sanatları.. kas esnetici işkence hareketleri.. Güzel arkadaşlarım Ümit, Ahmet ve Özcan ile Erdemir'de boks idmanları.. dükkanda yüksek sesle olurdu bazı sohbetler.. kavga oluyor sanırdı kapıdan geçenler..


Pazar sabahları kuymak yapardı babam... tereyağ üstte dolaşmaya başlayınca pişmiş demekti.. suhnası kapışılırdı.. erken kalkarsam görebilirdim bazen, tabancasını ustaca temizlerdi..  kışın elektrik sobasında ekmek kızartırdı.. üstünde tereyağ güzel kokardı.. Avukat Mesut amcam gelirdi sık sık duruşmalarına.. Opel arabası vardı, beyaz..  iki yaş pasta getirirdi.. biri siyah biri beyaz..  Eve dönerken manav Ali amcadan karpuz alırdık... kendinden emin, özenle seçerdi.. kötü çıkarsa ertesi gün kızardık.. Hatun teyzeler eski gazetelerden kese kağıdı yapardı.. Ali amca üzümleri onlara koyardı..  Ne zaman büyüdüler, evlendiler.. çocukları Şükrü ile Erkam küçücüktüler.. Orta katta Şenay teyzeler, en altta da Saniye teyzeler vardı. Karşı komşumuz Hafize teyzeler, Ayfer ablalar ve renk renk güllerle dolu bahçesiyle Reyhan teyzeler.. Öbür tarafta Evay teyze ve Necla teyzeler.. Lisenin tarafında 6 daireli apartmanda Gönül abla, Bengül, Şengül ve Sadegül teyzeler vardı.. Bu kafiyeler gibi güzel günlerdi.. Bayramlar güzeldi şimdikiler gibi, süslü kıyafetler giyerdik, komşularımızı gezerdik, el öperdik, şeker, mendil ve harçlık alırdık.. gecelerinde havai fişek atardı babam, mahallemiz aydınlanırdı, herkes pencerelere çıkardı. Sadiye teyzelere giderdik üst katımızda.. Melda, Meral, Merih oyunlar oynardık, resimli romanlar okurduk. En çok Kızılmaske'yi severdim. Ben Özay ile olurdum, Cudi Özden ile... diğer mahalleli çocuklar da olurdu, komen oynardık.. kalemiz olurdu, hırsla savunurduk... Pazartesileri köylü pazarı alışverişi... her şey doğal ve lezzetliydi.. domates sadece yazın olurdu.. Anamur muzu ise kışın.. Festivali olacağını bilemezdik, çilekleri beraber ayıklardık... doldurup kocaman bir tasa, şekerleyip kaşıkla yerdik.. Aksam yemeklerinde bazen cacık olurdu bazen limonata.. yoğurda ekmek doğrardım.. salatanın suyuna ekmek banardım.. şimdilerde yok, tavukların siyah etini severdim.. ladeste yenilirdim.. Bonanza ile İnsan Avcısı Dev Baret hoşuma giderdi.. Çizgi filmler şimdikinden çok daha güzeldi.. Gece yarısı kalkıp Muhammed Ali'nin maçını seyrederdik.. Basketbolu Beyaz Gölge ile sevmiştik.. Avrupa Şampiyonası mıydı, bir maçı Barış'ın son 3 saniyedeki basketiyle kazanmıştık.. Ayakkabılarımı Reşat boyardı.. sevimli bir çingeneydi.. Rengini pek tutturamazdı.. "süt gibin açar abi! sen merak etme" derdi.. Sabri amcamlar gelince denize giderdik.. Ferhat ile akola içerdik belediye parkında. . babalarımız çay içerdi yaşlı çınarların altında, sohbet ederdik.. Bülent beni götürürdü ilginç lokantalara.. Kuyumcuydu.. Sevgi Sofrasında ev yemekleri yerdik.. Belediye lokantasında ise kaymaklı konserve balkabağı tatlısı.. gerçekten en alüyyül alası.. Eve Mercedes'iyle giderdik.. Çatı katında telsizlerini dinlerdik.. Balıklama dalardık derin sulara kayalık denizlerde .. Ne deli çocuktu Cüneyt, en yüksekten atlardı..

Yazları Samsun'a giderdik.. Dayımlarda her sabah turşu kavurması pişerdi.. o zamanlar kıymetini bilmezdim, Zehra halama tereyağda yumurta yemeğe giderdim.. Kamil abi güzel kebaplar ısmarlardı.. Saathane meydanındaki eski evin en üst katı gizemliydi.. Gizlice girerdik Cudi, Cem ve Cemil ile.. Vehbi amcamın yazlığındaki günler de güzel geçerdi Matasyon'da.. Ömer ve Fahrettin ile dama oynardık.. Bütün gazeteler gelirdi, okurduk.. Züleyha yengemin yemekleri ve kahvaltıları mükemmeldi.. misafirleri eksik olmazdı.. Abicik bakkaldan alırdık plastik oyuncaklarımızı ve geceleri verandada yediğimiz kokulu çekirdekleri.. Müzeyyen, Fatma, Hüsniye, Gökmen.. Yaşlı dut ağacına çıkardık evin önünde.. Kocaman ağaçlardan meyve yerdik Sünnetçi dedenin bahçesinde.. Kardeşim Cudi ile sünnet düğünümüz bir yazlık bahçede olmuştu... güzelim dondurmalar sebildi.. hala kızıyorum; birisi, sen yeme dokunur demişti de yememiştim hiç..

Kolej sınavını kazandık Celal ile ikimiz. Barbaros abiyle ingilizce çalıştık.. Halit ile, bazen Sevinç ile yürürdüm okula... dönüşte Hüseyin Tekçe ve Durali de olurdu.. öğlenleri Kavaklık Pastanesine giderdik bazen.. sade böreği ilk defa orada görmüştüm.. Sayısal saatim vardı, ilgi çekerdi .. Golf oyununu oynardık arkadaşlarla.. Fen Lisesi sınavında 101nci oldum.. herkes kutladı, öptü beni, ertesi gün.. Rahmetli Mehmet Karagöz hoca parmak kaldırmamı yasakladı matematik dersinde.. herkese şans tanırdı.. matematiği sevdirdi.. bir fotoğrafta koluma girdi çok sevindim.. Milliyet şarkı yarışmasına gittik Ankara'ya.. otobüste el ele tutuştuk.. arkadaşlarla.. Kadriye teyze ıhlamur ikram etti İlhan'ı ziyarete gittiğimizde.. Bozhane Camisinde toplandık Eray'ın cenazesinde.. 7 seneyi paylaştık, hep neşeyle... Sabiha, Ayşen, Zeren, Nilüfer, Sadi, Kömeç, Yıldırım, Mehmet Güven, Serdar, Ali, Tamer.. Çarşambaları severdim, resim dersi vardı... 2 gece okulda yatmıştık, ne maceraydı... Yalaklar yaşgünü olanı çekerdi.. korkunçtu.. Ablam telgrafla kutlamasaydı Ankara'dan haberi olmayacaktı çetenin.. Neyse ki Nazif beni azat etti ve çektirmedi.. sağolsun kardeşim.. yıllar sonra Bolu'da misafiri oldum.. Milliyet gazetesi, "Tarihi Eserleri Koruyalım" yarışmasında jüri özel ödülü verdi Ercan, Eralp ve benden oluşan grubumuza.. Yıllarca sanat dergisi geldi evimize.. İsmini ben koymuştum... fosil dalında birinci olduğum "koleksiyon 82+1" in..  Sıra arkadaşlarım, Halit, Okan, Doğanay ve Deniz'di.. Gizli deneyler yapardık Emre ve Emin ile kimya labrotuvarında.. Cehennemağzı mağaralarının karanlık dehlizlerini keşfederdik.. Maxell kasetlerdeki tatlı nağmeleri dinlerdik.. 18 yıl sonra buluştuk Sapanca'da.. Bir bayram sabahı da Alpay'la Namazgah'da.. Güreş hocamdı Fikret.. Çok güzel öğretirdi.. "Tek kolda küçülmek gerekirdi.. Tek dalmada yaklaşmak".. Bulgaristan göçmeniydi.. Nerede acaba şimdi ? Turistlerle konuşmayı severdim..  Hepsi düşman değilmiş fark ettim, bir Yunanlıyla bütün gün gezdim.. sokaktaki Pakistanlı mühendisleri çağırdım akşam yemeğine... neyse ki kızmadı annem, sormadım diye.. yedik güzel yemeklerini afiyetle.. gelsinler isterdim yöresel kıyafetleriyle, çok hoşuma gitmişti gündüz gördüğümde.. Kısa sürdü Boğaziçi ve Matematik... Tübitak burs vermişti. Kendi aldığım yarış bisikletim en güzeliydi.. lastikleri ipinceydi.. ben bozardım, sağ olsun Altan kardeşim yapardı.. saatlerce gezerdik, eğlenceliydi.. Nejat ile Yıldız yokuşundan çok hızlı inerdik, ne tehlikeliydi.. 

Askerlik erken başladı ve hala bitmedi... Harp Okulunda yazıcıydım.. Topçu Okulunda da.. Bahadır, Bekir, Kadir, Fatih, Nurşen.. Zeki ile otostopla İzmir.. Kadir'in bana uyguladığı, "Mütecavizin İşkence Teknikleri" kitabındaki dayanılmaz 'aç bırakma' teknikleri.. İzin sonlarında yolcu edilirdim otobüsün başında..  Hasan abi ve çocuklarla.. hoşuma giderdi.. gözlerim dolardı.. 1990-92 Alemdağ .. yemyeşil güzel bir yerdi.. diktiğim ağaçlar 17 yaşında şimdi.. dağ çileği ve yabani muşmula olurdu.. ilk habercim Diyarbakırlı Mehmet idi.. daha sonraları Mehmet Kahraman.. Hüseyin Balaban.. Bir sabah, herkesin uçan daireler hakkında konuştuklarını görünce ilgimi çekti.. görenler olmus gece.. ben de sordum heyecanla.. Çocuklar uçan dairenin yuvarlak bir ışıklı cisim olduğunu söylüyordu.. delilleri de vardı: düz bir alanda oluşan iz.. evet iz, çimenlerin ezilip sararması suretiyle oluşan bir çemberdi.. 20 cm. kadar eni olan ve çapı da 5 metre kadar olan muntazam bir yuvarlak... bir hatıra fotoğrafı çekinmek için tam ortasına geçip esrarlı bir gülümsemeyle poz vermekten daha iyi bir fırsat olabilir miydi.. Birkaç sabah daha aynı hikayeyle işe başladıktan sonra gece çalışma sırası bana geldi.. birkaç arkadaş ve bir fotograf makinesiyle uçandairenin izinin olduğu yerde beklemeye başladık.. masanın etrafında, gözlerimiz yıldızlarda, ciddi ciddi, uzaylıların geldikleri zaman neler yapmamız gerektiği konusunda konuşuyorduk.. Her zamanki saatinde gerçekten, bir uçan daire, şaşkın bakışlarımız arasında geldi ve hiç ses yapmadan hemen üzerimizden yavaşça geçti gitti. O günden sonra da bir daha gelmedi... üzüldük tanışamadık diye.. Aradan yıllar geçti, bir gün televizyonda Sadettin Teksoy'un ilginç bir programında konu yine uçan dairelerdi.. bu sefer İç Anadolu'da bir yerde.. köylüler heyecanla uçan daire gördüğünü iddia ediyordu.. Bana çok ilginç gelen sey ise, delilleri olarak Teksoy'a gösterdikleri, arazide, uçan dairelerin konduğu yerde oluşan izlerin, hatıra fotoğrafımdaki izlerle aynı olmasıydı...


10 günlük cephanelik nöbetim 9 günlük bayram tatilinin tam üstüne geldi.. ama moral bozmak yok.. arazi usulü kuzu çevirme var .. bahçede açık büfe sofralar .. Yanımda sevgili Selahattin.. Zafer abim tam bir komutan.. Antika maceralar Ali abi ile... hoş sohbettir, sıkılmadan dinlerdim bütün gece.. İstanbul onunla çok güzeldi.. Hidiv Kasrı.. Çukurcuma, Yedikule, Ayasofya.. .................... Çok ev aradım İstanbul'da ..  99 ve 66 Ümraniye .. 77 Evren Sitesi.. hepsi yeni ama kapıdaki numaralardan biri eksikti.. Sevgilime gittim, İzmir'deydi.. döndüğümde 33 Bostancı.. numaraları tamdı.. Evlendim.. Bostancı'ya yerleştim.. Marmara adaları karşımızdaydı.. Ev sahibim paşaydı .. eşyalarımı babam, koltuk takımımı amcam almıştı.. tüllerim İtalyan, küpürleri Fransızdı. . Avizelerimizi Atakan takmıştı.. elektrikten anlardı.. yerlerde el halıları, duvarda Osmanlı subay kılıcı vardı.. hemen her gün gezerdik.. Çarşambaları pazara giderdik.. sonraki tayin Malazgirt'e.. Hacı Kaya amcalarda kaldık ilk 15 gün.. hanımımla el ele yürürdük tehlikeli yollarda.. korkmazdık.. Süphan dağına hayrandık, karları hiç erimezdi.. zirvesine çıkmak hayalimdi.. Yaklaştım da, Yusuf'un Mezrasında.. Ne güzeldi Palu Beyhan'daki görev bir ay..  Ömer ve ailesi ağırladı sevgiyle.. Murat nehrinde balık tuttuk... İyi bildiğimi sandığım dame'de (dama) hep yenildim.. Odunlarımı kendim kırdım.. sobamızı yaktım..  kızak kaydım.. demiryolunda yürüdüm.. son gün, gidiyoruz diye ağlayan dostlarımıza veda ettim.. Van'da kızım doğdu 1993'de..

Gültekin abiyle tanıştım Motor kursunda... gerçek bir Lider.. Sarayburnu'nda ziyaret ederdim.. Çok severim. 1994-1998 Keşan... Hasan abi ve Nazmiye ablalarla 4 yıl neşeyle.. Bakım Kademem vardı.. Nurmettin ve Şenol beylerle güzel işler yaptık.. Karlı bir Aralık gününde, yan bahçeye minik çam fideleri dikerken kendi ellerimle kimse beklemiyordu tutacaklarını.. Şenol beye "tutar tutar, merak etmeyin, ben tekniğine göre dikiyorum" demişim ümitle gülerek.. Sıcak bir cumartesi günü yavru keçi aldım pazardan erzak yerine.. hanım çok kızdı ama satamadım kimseye.. ön taraftaki çimenlikte oynardık Merve ile.. Öldüğünde ağladım. Babam araba aldı, peugeot 306.. beyaz.. Levent'in kızı Dilay'ın yaş günü pastası kocamandı.. Berberim İlhan Kaya, özenerek keserdi saçlarımı. Keskin nişancıyım ben. Gökçeada'da az farkla kaçırdım ikinciliği ve 18nci oldum, şaka şaka !! üçüncü oldum, Keşan'a madalyamla döndüm.. kardeşlerimiz Fatih ve Feyza ile güzel günler geçirdik.. Eğitim alanında küçük bir kantinimiz vardı.. saray çikilop yerdik.. ince belli, sarı yaldızlı bardaklarda çay içerdik, Ahmet Vural ile.. gülerdik bir sürü şeye... en son da beraber OBİ zaferine.. Nevres amca demişti "Zoffer..Zoffer..(Software)" ... Küçük mavi bir Boolean Algebra kitabı vermişti...  Bilgi İşlem tam sevdiğim bir iş.. Nihayet 1998 yılında ODTÜ'de başladı... komşum ve arkadaşım Cengiz Özsoy.. Kontrola giderdik Cebeci'ye.. Gülbeyaz hanım vardı güler yüzlü.. sonra 4 yıl ORACLE sevdası.. öğretmenim, hemşehrim Erkan'dı.. hayranlıkla örnek aldığım arkadaşım ise Bülent Kunaç.. formlar raporlar grafikler... şimdi web tasarımları.. hocalarım Sedat ve Tolga ile son eserimiz pediatriportali.
Alper ile Bilkent eğitimleri çok neşeli.. Hülya ve Dilek hanımlarla Bahçeli yemekleri.. Tarzına hasta olduğum Davut abi ve fedakar Fazlı ile Faruk amcamın Ziraat Odası maceraları.. Zor zamanlarımın arkadaşı Suat.. Dokuza üç buçuk kala buluşup mesaiye yetiştiğimiz neşeli günler..

2000 Yaz.. Frankfurt'dan Lufthansa business class ile New York. 40 gün kaldım Amerika'da.. Ferhan abla ve Atakan.. sokak sokak Manhattan.. NJ, DC, VA. Kuzenim Faruk ile tanışma ve sürpriz ikinci tanışma..

Yasin evlendi Çiğdem ile Cevahir'de.. Son anda yetiştirdim fotoğraf ve film gösterisini ter içinde.. işim bitti kumanda odasında, gittim salonda seyredenlerin arasına karıştım.. en sonu şöyle: "Hazırlayan: Yavuz Selim GÜL (damadın abisi) ".. herkes beğendi, gözler yaşlı alkışladılar bitince..

İbrahim Çiftçi ile Kızkulesi sohbetleri.. çok sevdiğim Üsküdar.. Kaknüs yayınlarının onlarca kitabı..

Thomas.. kafa dengi arkadaşım.. macera paylaşıcım. Kapadokya gezisi unutulmaz.. küçük toyota arabasıyla Viri, Roman, Sema, Merve ve Ömer ile keyifli bir yolculuk.. ilk gördüğümüz peri bacaları Göreme ailesi.. çok uğraştı ama giremedi içeri penceresinden Thomas.. yerlerde kar, hava karanlık.. gökte dolunay.. sahne çok gizemli.. geceyi Peri Otel'de geçirdik.. henüz açılmamış herhalde tek müşteri bizdik.. gizem devam ediyordu işleten enteresan bir adamdı.. kahvaltıda vereceği yumurtanın öneminden uzun uzun bahsetti.. jack russel terrier cinsi Taffy'imize ses çıkarmadı.. güzel bir yemek sonrası kartpostallara baktık.. biraz önceki peri bacası ailesinin fotoğrafı yaşadığımız anla aynıydı.. gece çekilmiş ve yerlerde kar gökyüzünde dolunay.. neyse sabah oldu.. Thomas gördüğü müthiş rüyanın etkisiyle ağlayarak uyandı.. anlattı.. gece rüyasında peribacasına tekrar gitmiş.. uğraşmış ve pencereden içeri girmiş.. ama içerisi karanlık ve ürkütücü.. her taraftan birden gelen etkileyici bir ses "hey Thomas.. buraya neden zor girdin biliyor musun ?" "çünkü sen anneni üzmemelisin.. ablanı kıskanmamalısın, eşine iyi davranmalısın, hayvanlarına iyi bakmalısın.." gibi nasihatler vermiş.. ve en son sözü de benimle ilgili : "be honest to your friend" "arkadaşına dürüst ol.." meğer Thomas asker olduğunu falan benden saklamış ilk tanışmamızda.. ve tabi anlattıktan sonra sarılıp daha da samimi olduk.. iki buçuk yıl sonra sürpriz veda partisi yaptım ona.. duygusal... etkileyici.. unutulmaz.. şehirdeki arkadaşları, bir kısmı birbirini tanımayan insanları bir araya topladım aynı saatte FOGA'da.. Faruk amcayı çağırınca ümitsizdi eşim.. Ayrılırken  "Sen çağırırsın da gelmez miyim.." dedi amcam. güzeldi..

Bahreynli meslektaşlara Ankara mihmandarlığı.. Şeyh Selman elHalife, çocuklara 100 er dolar harçlık vermişti.. bana özel üretim bir Tissot..  sonra Thomas'ın Bahreyn ziyareti ve Davut abiyle buluşmaları.. karşılıklı benimle birlikte oldukları fotoğraflara bakmaları..

Ailece Amerika gezisi. ..  geçerken Paris'te güzel bir gün.. NY.. Virginia.. Thomaslar.. akrabalar.. Volkan'lar.. Chevy Ekinox ile Pitsburg'da Mustafa ve yaşlı bir Honda ile Sea Cliff'te Nil ziyaretleri.. Ocean Parkway'de Volkan.. Bebek arabasıyla Manhattan sokakları.. Bush Gardens..  NY Aquarium.. Wall Mart'lar.. Dunkin Donut'lar..  Red Lobster.. dondurmalar

Lise arkadaşlarımızla oluşturduğumuz yahoo grubumuza yazdığım seyahat hatıralarım ise şöyle:
Peki hocam o zaman baştan anlatayım..
Giderken air fransa uçağımız Paris’te 7 saat bekliyor idi. Ben de bu süreyi şehri gezerek değerlendirmek istedim.. alandan bir harita aldım.. trene binerek merkeze geldik.. biraz yürüdük sokaklarda.. kocaman bir danette (3/4 kg) ve 4 kaşık aldık... bir parkta oturduk..  sonrası malum..
birazdan hızlı adımlarla genç bir çift geldi yanımıza kadar ve öpüşmeye başladılar.. neyse çocukları öbür tarafa çevirdik.. burası aşıklar şehri demek doğruymuş diye düşündük
Pantion... sonra  Sen nehrinin kenarında gezdik
süremiz azalmaya başladı.. her yeri yürüyerek gezemezdik.. bir taksi bulabildim..
sürücü hiç ingilizce bilmiyor.. "yes" "no"  ve  "hello" kelimelerini öğrettim hayrına.. neyse ki harita üzerinde parmaklarla anlaşabildik...
önce Eyfel kulesine gittik.. oradan Arc de Triomphe sonra  Champs-Elysees sonra da Sacre Coeur  (yazılışlar için bk. www.paris.org) 
tabi doğal olarak alana geldiğimizde kaptan, "yanında gelmeyen yolcu var mı !.." diye bağırıyordu...
uçak iki katlıydı ..biz alt katta oturduk.. izzet ikram iyiydi..
fransız hostesler güzeldi ama Sema’ya "Bizim hosteslerimiz daha güzel yaa..."  dedim mahsustan..
JFK'ye gelince kuzenim Faruk ve eşi bizi karşıladı... New Jersey'deki evlerine gittik..
Bir kaç gün orada kaldık. Sonra Fairfax'deki yakınlarımıza gittik... oradan Virginia Beach'e gidip okyanusa girdik... bizum karadenuze benziyor idi..
arkadaşım Thomas geldi bizi almaya ... bir Türk lokantasında buluşup balık yedik.. balığın özelliği iki gözünün de aynı tarafta olması imiş.. bana gözsüz tarafı düştü..
fakat dostum Thomas bana kendi gözlerini verdi...  güzeldi... gözünün yağını yiyim diye boşuna dememişler eskiler..
tatlı olarak baklava yedik.. biraz kuruydu.. .. olsun
Portsmouth'a gittik.. beach e yarim saat kadar mesafede.. Thomasların evi çok güzel.. ev tamamen Türk el halıları ile kaplı.. Thomas Türkiye'den almıştı hepsini.. burada alıştıkları kapıda ayakkabıları çıkarma adetini orada da sürdürüyorlar...
biz gittik Charlie peşimizden geldi.. Charlie bu yılki üçüncü tayfun.. şiddetli yağmur ve rüzgar vardı.. O yağmurda Norfolk üssünü gezdik.. USS Nassau gemisini gezdik.. (Thomas'ın eski gemisi) .. Bush Gardens için (disneyland benzeri yer) indirimli bilet aldı bize.. ertesi gün gittik.. müthiş bir ortam.. Thomas'ın annesi babası da geldi.. bebeğimize baktılar biz hızlı trenlere binerken... en çok üç boyutlu gösteriyi beğendim.. tiyatro salonu gibi bir yer.. fakat kemer bağladık.. ve gözümüzün önündeymiş gibi çakan kibritle (ısı, hava veya su veriliyor sahnelere göre)  çizgi filmin içinde bulduk kendimizi... dev bir cadi bizi kaçırıyor ... atın üzerinde giderken koltuklar da sallanıyor...  hele düşme efektini nasıl yapmışlar inanılmaz.. cok eğlenceliydi...
bir kaç günde Thomas'ın annesinde kaldık.. Tomy'nin tabanca koleksiyonu var... inanılmaz.. smith&wesson lar colt’lar çok güzeldi..
sonraki günlerde çağlayanlar, tarihi (!)  bir köprü  (200 yıllık)
ormanlar (zaten her yer orman).. hershey çikolata fabrikası.. amish people ın doğal ürünler marketi...başkan Wilson'ın müzesi falan gezdik...
Ayrılma zamanı gelince Thomas bizi Fairfax'e bıraktı.. oradan bir araba (2005 chevy equinox) kiralayıp Pitsburg'a doğru yola çıktık.. yoldan Mustafa'yı aradım bulamadım.. ben de Ayşe'yi aradım sağ olsun çok ilgilendi ve beni teselli etti.. Mustafa ile ancak ertesi gün buluşabildik.. evine gittik biraz dinlendik.. sonra işlettiği Tony's Cafe'ye  gidip bir şeyler yedik içtik... yeni Amerikalı eşi ile tanıştık.. resimlerini çektim.. yakışıyorlar.. Mustafa hiç kilo almamış .. iyi gördüm... önceki iş yeri ile bir problemi var onu kovalıyor bir yandan..  asker kaçağı olduğunu derhal yurda dönmesini söyleyip görevimi yaptım..
Equinox'umuz ile donut molası vere vere keyfini çıkararak New York'a geldik.. gece saat 01'de ikiz kulelerin arsasına gittik..  Manhattan.. Brooklyn köprüsü ve Ocean Parkway...
New York akvaryumunu gezdik... mavi deniz anaları büyüleyiciydi..
ve daha bir çok şey..
arkadaşımın arabası eski model bir nissan.. bir gün Long Island tarafındaki Wall Mart'a gittik..araba çalışmadı orada.. önce aktarma kablosu aldım olmadı ben de yeni akü aldım.. yine olmadı.. hanımlar ve çocuklar diğer marketleri gezerken ben oto elektriği konusuna niye zamanında çalışmadığıma kızıyordum .. akşam oldu.. arkadaşım yardıma geldi..  isin erbabı bir dostunu aradı ve 30 saniye içinde adam telefonla arabayı onardı.. bravo gerçekten .. Gecikince, Nil'e geç kalmamak için sokak kıyafetlerimle gitmek zorunda kaldık.. Sevgili Nil bizi çok güzel ağırladı.. özellikle yaptığı muzlu kek ve profeterol müthişti.. evi çok şirin.. Sema Amerikadaki evlerden en çok onunkini beğendi.. Allah mesut etsin her zaman.. Nejat bey de çok cana yakındı.. yakışıklı ve karizmatik..
çocuklar Türkiye’de olduğundan göremedik.. olsun bir dahaki sefere görürüz inşallah..
Emre ile telefonda konuştum ama görüşemedik.. zaman bulamadım..
Ayşe'ye gidemediğim için de üzüldüm..
Güzel bir seyahatti.. Güzel bir ülke . 32 gün geçirdik..ama vatanımızı özlemişiz..
Türkiye de güzel ... oğlum Ömer'in dediği gibi en azından burada herkes Türkçe konuşuyor..
Sevgiler
Yavuz

Bando'da Mındız ile maceralar, açılımlar.. Ninja Nurettin Nayır'dan ZEN dersleri, zıplamalar.. Golden Çocuk Tuncay ve fotoğrafları.. Ali abiyle ziyafetler.. Bıldırcınlar.. kaburgalar.. geziler.. fotoğraf çekimleri.. Bazı sabahlar erkenden FOGA'da poğaça hazırlığı.. sonra satışlar.. pastalar.. dondurmalar.. İbrahim ile Osman abiyle, Nurettin abiyle öğlen oturmaları.. Laz Mustafa, Dursun Kestioğlu, Bilal Çamkerten.. Hülya.. Serap hanım.. Barış ve Özden.. Rezzan hanım ile Balgat yılları.. Kursiyer arkadaşlarım Yavuz İbiş, Mehmet Ali, hemşerim Eyüp ve diğerleri.. Askerlerim Taner, Ertuğrul, Tolga.. Trabzonspor maçları.. Luis ve Teddy'lerle pazar basketbolları.. çocuklarla yeşil çimlerin üzerinde uçurtma keyfi.. Köksal abiyle tarihi Rehabilitasyon ziyareti, Porsche ciple alırdı beni.. Hilton ve Liva kahvaltıları..

Trabzon seyahati.. Abdullah İskenderoğlu ve güzel ailesi.. Gökkuşağı alabalıkları.. karalahana.. kuymaklar.. Hamsiköy sütlaçları.. Cemal ile Samsun seyahati.. Yusuf Yücel'de mükellef konaklama.. 2006 Mayıs.. Belek Rixos'dan sonra Kaş Kınık'ta Cezmi ziyareti.. bahçeden domatesler.. biberler.. köy yumurtaları..


Pema'ya paket gönderdim, yöresel Türk ürünleri.. Postaneden zorlandılar, bulurken Bhutan'ın yerini.. Skype'den arkadaşlarım Fairy ve Ludi. İkisini tanıştırdım uzaktan, arkadaş oldular yakından.. Ludi misafirimiz de oldu Ankara'da.. ziyaretçi defterime Çince duygularını yazdı.. Hasan abilere teşekkürler, 2006 Temmuz, Sema ile ziyaret ettik onları.. Shenzen, Fuzhou, Xiamen, Hong Kong, Dubai. Şimdi chopstick ile yiyoruz bazı yemekleri.. Bizimle çok ilgilendiler.. Foot Spa için tekrar gitmeye değer.. balıkların ve Tilly ile içtiğimiz meyva çayının tadını özledim.. Sıradaki planım Singapur'da Tini ve Shanghai'da Helen ziyaretleri.. Beraber gezmek istiyoruz Pekin ve Büyük Duvarı..

Bayramlarda baklavalarım gelir Sedat, Refik, Mustafa ve Zeki abilerden.. kaymakla yemeyi severim. bir de geçerken alırım tepsiyle Metin abilerden.. En güzelini Meryem hanım yapardı, artık yapmıyor.. Çoğunlukla Ereğli'ye gideriz.. Lalelerle süslü sahilinde yürürüz.. güneşin denize batışını seyrederiz.. Erdemir'in sesini dinleriz.. pide yeriz.. Hasan abim benzinimi ısmarlar, çocuklara hediyeler verir, yemekler yedirir; hakkı nasıl ödenir.. Eski komşularımıza gideriz.. Mahallemi, okulumu çocuklarıma gösteririm.. Önündeki asmadaki kokulu siyah üzümlerinin tadı damağımda, saatçi dükkanımızın önünden geçip hüzünlenirim..

Güneşli bir kış günüydü.. Yıkılmış gecekondular arasında, Ömer ilk tabanca atışını yaptı yedi buçuk yaşında.. dağıttı hedefi ikinci vuruşta. Levent ve Luis ile keyifli bir gündü. Haşlanmış lahanaya benzediğini söylemedim, yeşil çayını keyifle içtim Setsuko'nun, Fatih ile evine gittiğimiz gün..

Tatlı Kasım güzeldi.. Kar az yağdı ama Aralık da güzel.. Emre kurstaydı doyasıya görüştük.. Güncel olayları inceledik.. Feza abimle teknolojik sohbetler ettik.. Akrabam Selim ile Sampi'de pide yedik.. Gökalp ile atış yaptık.. Akad Metal'de Cemal abiden hamsi ızgara partisi vardı. Nizamettin komutanım, Ali abi, Mındız, Gültekin abi katıldık.. Yalçın ile "görev çakışması" oldu, arabaları değiştik.. Ebru hanımın bilgisayar onarımını geciktirdim mahsustan (!), bir sürü kuymak yemek için Sevgin teyzeden..


Bakar mısın şarkıya: Elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak.. ayrılık acıklı gibi ama hepsi burada olmasa da vuslat çok tatlı.. Sevdiğim şarkıların çoğu Orhan Gencebay, Serdar Ortaç ve Sibel Can'dan.. bir de Nilüfer'den..

Eşim ve çocuklarımla ziyaret ettim sitemiz doktorlarından Mehtap Kılıç hanımefendiyi, Samsun'a gidince iznimde.. Bir baktım bir melek insan şekline girmiş ve kuzucukların hayatını güzelleştiriyor.. Evet teknoloji kendini affettirdi ve bizi tanıştırdı.. Şükranlar size Mehtap hanım kardeşim, sevdiklerinizle birlikte güzel hayatlar dilerim.

Bazen yaptıklarımın şımarık bir çocuğun janjanlı bir oyuncağa karşı duyduğu ilgi gibi olduğunu söylüyorlar, geçici bir heves, kısa bir yol boyunca dinlenen bir kaç acıklı şarkı.. bencilim ben galiba.. bütün oyuncaklar benim olsun istiyom yaa :-)

Yıllar sonra yalnız geldim Samsun'a.. Erzincan, Sivas ve Amasya'dan sonra.. Yusuf ile dolaştık hep akrabaları.. Mezarlara gittim, selam verdim, okudum, çiçekleri temizledim.. Mehmet Apaydın araba verdi, gezdim.. Suluova'da Bahadır'ı ziyaret ettik ve Celal amcamın oğlu Hamza'yla çay içtik.. Vehbi amcamda sohbet ettik.. Ahmet amcam, Cüneyt ve Kemal.. Subaşı'nda Veysel amcamla Şemsi.. Vehbi Gül bulvarında İlyas amcayla Cevher.. ve ürettiği diskus balıkları.. yıllar sonra karşılaştım, Mehmet Balcı.. aç değildim yiyemedim geçen seferki gibi pastırmalı yumurtalı pideyi.. Ballı değildi ama yine de güzeldi profiterol.. Samdo'daki dondurmalar.. Et Lokantasındaki yemekler.. dönerler.. offf yerken iyi ama iki kilo almışım.. 16 Nisan son günüydü seyahatimin, hüzünlüydü, doyamadım ben Samsun'a yaa.. ne düşlerim gerçek oldu, ne hayallerimin hepsi.. olsun, sonra belki..
İnsan hastayken daha mahzun oluyor.. sevdiklerini daha çok yanında istiyor.. hele ulaşılmaz bir sevgiliyse bu, sadece ağlamak ve acıklı şarkıları dinlemek ve dua etmek rahatlatıyor..
Akrabalarımla vedalaştım… gece 12 otobüsüyle gelirken gözlerimin yeşil olduğunu fark etmediler karanlıkta.. Sema aldı beni Söğütözünden sabah erken.. kimseler görmedi öpüştük.. çocuklarım özlemiş sarıldılar..öğlen işe geldim arabada özlediğim şarkımı dinledim, Ayrılık Nikahını.. nedense sakin işyerim.. henüz fark etmediler galiba geldiğimi.. sabrettim yazmadım duygularımı.. kulağımda tatlı fısıltı hatırası..


21 Nisan, Sabah erken kalkıp Ereğli ye gitmek üzere yola çıktık.. önce Balgat’taki ablamı aldık… Foga dan da yolluk poğaçaları almaya gittik. Osman abi ve Fatma hanım bizi görünce çok sevindi.. kendi poşetimi doldururken gelen müşterilere de ayaküstü satış yaptık, eğlenceliydi.. Zeytinli peynirli ve kıymalı açmalar sefa kurabiyeler.. her zamanki gibi lezzetliydi.
Güzel yolculuk oldu.. eve geldiğimde annecim hastaydı.. az sonra daha iyi hissetti ve yüzünde çocuklarının ve torunlarının gelmesinden duyduğu mutluluk daha net görünmeye başladı.. canım annecim babamın ölümünden sonra hiçbir şeyden haz almıyordu.. o yüzden yeni döndüğü Umre seyahatine hepimiz çok sevindik…
Bir süre sonra Ömer’in çok benzediği amcası Yasin ve eşi Çiğdem ile prensesleri Elif Rana geldiğinde  Sema ve ablam Ereğlinin güzel ve nostalji pazarındaydılar.. Onlar gelince Yasin ve Ömer ile biz çarşıya indik.. bir süredir göremediğim Derici Deli Hasan amcayı ziyarete gittik mülevven lalelerle dolu büyüleyici sahilden yürüyerek... deli dediğime bakma veli bir amcadır O… babam sağken rahmetli, "Ereğlinin en delisi kim ?" yarışması yapardı.. ilk üç, Derici Deli Hasan, Denizci Deli Hasan ve Yorgancı Deli Sait arasında değişirdi.. hepsi de çok tatlı ve samimi insanlar ve hatta çok zeki..
Merih (Mars) te geçirdiği günlerden, dünyada gizlice yaşayan Merihlilere, Fatih Sultan Mehmet'in cini , Eyüp ve Nuh peygamberlerin hikayelerinden, Ayasofya'nın gizli üç dehlizinin nerelere çıktığına kadar bir çok konuya değindik.. doyumsuz bir lezzetti.. Kalın ceylan derisinden motorsiklet için pantolon ve mont yapıyormuş bu aralar.. Bana deri yelek ve deri pardösü dikmişti lise ve üniversite yıllarımda.. yakın zamana kadar saklıyordum …Sema'nın da bir çantasını da onarmıştı..  gerçi Sema'ya kalırsa bozmuş çantayı ama… ben çok seviyorum onu yaa..
Erkam'ın bakkalına gittik… bir poşet dolusu çikolata aldım… Erkam annesi Hatun teyze, annemle Umredeydi.. çocukluğumun komşusu hemşehrimiz.. Erkam evlendiğinde pek sevinmemişlerdi… Umreye giderken bütün masrafları, bileziğini dahi bozarak verince bir sır kapısı açılmıştı sanki..
Güneşin denize battığı bir yer burası.. benden uzağa doğru çiçekler, ağaçlar, çimenler, deniz, ufuk ve güneş.. Bu deniz çok güzel bir deniz..
Erdemir lojmanın önündeki çocuk parkında Ömer ve Ahmet oynarlarken, ben de üç saat kadar kıyı kaptanlığı kitabıma çalıştım.. Biliyor musun, dünyadaki denizlerin isimlendirmesine göre bir numaralı deniz Karadeniz… iki Ege, üç Doğu Akdeniz.. Osmanlılar zamanındaki gücümüzün bir göstergesi galiba..
Akşam Karadenizliler gecesine gittik Ali Balcı ve Günay hanımlarla.. horonu daha çok öğrenmeye karar verdim..
Kısa bir sahil turu.. şehrin ve sahilin ve denizin gece ışıkları…Sonra evde çay faslı..


25 Nisan,
“Sevda dedim bilir misin göze almak ölümü ?
 Sevda dedim öyle değil ! Hiçe saymak bir ömrü.
 Sevda dedim terk etmek, anne, baba, kardeşi
 Eşi, dostu, arkadaşı, yari, yareni..”

26 Nisan,
Merak edilmek, hatırlanmak, aranmak çok güzel..

Teddy ile Konya'ya gittik.. eniştemin arkadaşı Hicret beyle Yörük Obası'nda, börek yedik.. ve Mevlana'da dua.. Teddy, ertesi gün Amerika'dan getirttiği Nike ayakkabılarımı verdi..

Yıllardır kendim sürüyordum seyahatlerime..  bu sefer çok bindim terminaldeki otobüslere.. gerçi istediğim şehre gidemedim ama güzel yerler gördüm.. Isparta'dan gül kremi aldım üç tane, aileme.. Eğirdir'de eski kiliseyi gezdim.. gün içinde yedi renk değiştirdiği söylenen güzel gölü yüksek tepeden seyrederken sevdiklerimi aradım.. köy ayranı içtim.. şehirde dolaştım, laleli resimler çektim.. Şehit babasıyla çay içtim.. kocaman bir kasadan meşhur elmasından seçtim, çocuklarıma komando beresiyle, fuları aldım.. İzmir'de Kumrucu Eyüp'de kumru yedim.. Balıkesir'de hoşmerim, Bursa'da kestane şekeri tabi ki..

Bodrum'da İbrahim ve Adem ile güzel zamanlar.. yıllar önce geldiğimde Pina'daydım, bu sefer Moon Shine otelde dolunaylı üç gece.. Çupra'lar, kebaplar.. Taş Ev'de Emin ve Firdevs'den romantik şarkılar.. "gel gündüzle gece olalım, gökyüzünde yıldız olalım.." mum ışığında sohbetler, gülmeler.. Tuncay ile döner ziyafeti.. Refik ile büyüleyici koyların keşfi.. Zeki Müren'in mütevazi evini gezdim.. yaptığı resimleri beğendim.. gezerken çalan şarkıyı çok sevdim.. "..gelmedin bir kere.. öldürdün bin kere.. bıraktın ellere.." Beyaz evlerle dolu dar sokaklarda yürüdüm.. Daha önce web sayfasını görüp beğendiğim Özel Hastanesinin önünden geçtim.. Rüzgar Değirmenlerini seyrettim.. Taş Ev sonrası sabah 7'de Kırçiçeğinde çorba ve Manisa kebabı yedim..

Sakin bir koy bulup denize girdim, dalgaların sesini uzaktaki arkadaşlarıma dinlettim.. suya daldığımda bir sünger bulunca çok sevindim, çarşıdan yüksek fiyatla almak zorunda değildim artık.. yaşasın.. bir tane daha kayaların üstünde buldum.. sevinçle güneşlenmeye devam ettim.. biraz sonra motoruyla bir amca geldi.. bir büyük çuval sünger vardı yanında.. onları filelere doldurup denize attı.. suya girip her bir filedeki süngerleri kayalara vurarak yıkadı.. selam verdim, tanıştık.. Türkiye'deki tek sünger avcısıymış, Süngerci Mehmet.. benim buldum sandığım süngerleri de işe yaramadıkları için O atmış meğer.. hayallerim biraz incindi.. ama sağolsun çarsının yarı fiyatından bana sattı bir kaç tane.. ve hatta akşam kocaman bir doğal süngeri getirip hediye etti.. çok memnun oldum, yurdumun pırlanta insanlarından birisiyle daha tanışmaktan.. akşam yemeği geç yeniyor Bodrum'da.. 23.00 civarı arkadaşım Refik bana dedi ki buraya gelip de sünger pizza yemeden gitmek olmaz.. ve sünger avcılarının nostaljik bir fotoğrafının bulunduğu kağıt örtünün üstünde meşhur pizzadan yedik.. velhasıl süngere doydum o gün.. oradan Taş Eve döndük.. Emin'in şarkılarına veda edip 05 otobüsüyle İzmir'e döndüm.. Naci Kuskus beyle sohbet ettik, hayatımdan komik bazı hatıraları paylaştık.. Fazlı ile Söke'ye gittik.. Bornova Küçük Park... Eşi Derya hanım ile çay bahçesinde oturduk üçümüz.. Gece Agora Starbucks'da vanilya karamelli kahve.. Hasan Usta'da karadutlu dondurma.. eve dönüş. rekor 5 saatlik uykudan sonra 06 otobüsüyle Balıkesir.. Dursun Albardak'dan pastalar.. 9 yıl sonraki buluşma Şenol Koç ile dükkanında.. eski hatıralar.. beraber göründüğümüz resmimiz duvarda asılı deyince yaşaran gözlerim.. hediye ettiği güzel ayakkabımı da alıp otogara bıraktı doyumsuz sohbet sonrası.. Kendime hoşmerim aldım ve 15 otobüsüyle Bursa.. Muş'lu Naci Gültekin abiden bir sürü kestane şekeri.. Yalçın aldı beni AŞTİ'den gece yarısı yeni grand puntosu ile.. ve güzel eve dönüş..

12 Mayıs Cumartesi, Robin Hood'un yanında sönük kaldığı Köksal abi ile beraber gezdik.. tanımadığımız insanlarla selamlaştık, yayalara yol verdik, yoldaki demir görünümlü plastik bariyerlere çarpıp, oynadık.. çok güldük.. Hilton'da saç - sakal traşı olduk, Sheraton'da düğüne gittik.. Mayıs'ın ikinci pazarı bugün.. Sema ile FOGA'da dondurma yedik aynı külahtan, Osman abinin özel tarifi, gerçek limondan limonata içtik aynı bardaktan.. annemizi aradık.. bir de annem şarkısını hediye ettim anneler gününde, hayali bir gül ile..

18 Mayıs, Bazı sesler içimi ısıtır benim, hatta eritir.. ve eritti..
Bir süredir Foto Kritik'e takılıyorum, uykusuz bırakıyor geceleri, seyretmek duygu dolu resimleri..

Bir haftalık İstanbul seyahati.. Gemlik'ten yolu uzattım.. Kanlıca Şile yolundan gittim.. yoldan çilek aldım yedik.. Atakan ve İsmail ile Hasan abiyi ziyaret ettik.. 17 yıl sonra ilk görev yerim Alemdağ'ı gezdim.. çok değişmiş.. Uçan dairelerin konduğu yeri bulamadım.. Sözbir otelde dinlendim.. ilk gidişim 1985 idi sanıyorum Adnan abiyle, Kanaat Lokantasında yemek yedim... Alaattin abinin helikopter pistinden İstanbul'u seyrettim..

2 Haziran, ilk defa bu kadar çok karnım ağırdı ve acile yattım, ilk defa serum bağlandı.. Hüsamettin abi sıkıntımı hissetti, aradı, eşlik etti.. Ölümü düşündüm, herhalde yaşlandım..

Sizlere bir dergide yayınlanan yazımdan bahsetmedim değil mi ? Şöyle yazmışım 2006 yılında :

ASLINDA HER ŞEY SIFIR VE BİR ..

Aslında her şey sıfır ve bir… bunu Bool Cebri kitabını ilk okuduğumda fark etmiştim. Diğer rakamlar sadece işimizi kolaylaştırmak için bir sistem.. “bir ve sıfır…” “var ve yok..”  belki de “var ve az var” yani “yok” diye bir şey yok… 

27 yıl önceydi.. Sihirbaz Mandrake’nin “aynalar” adlı bölümünü okuyordum, kahramanlar ile birlikte, aynanın içine, her şeyin tersine döndüğü, polislerin kötü, hırsızların iyi olduğu bir dünyaya girdim.. Ayakta kalmak zordu… aynanın bu tarafının her şeye rağmen çok daha güzel olduğunu fark ettim.

Geçenlerde bir film seyrettim.. bir kız her gece hafızasını kaybediyor.. her günü aynı gün sanıyor ve tekrar tekrar yaşıyor… ona aşık olan genç ise her gün yeni bir tanışma ve gönül alma macerası yaşıyor..  her gün ilk aşk.. Filmin sonu mutlu bitmedi sandım önce çünkü kız hala her sabah yeni boş bir hafızayla uyanıyordu.. hatta çocuğu olmuş her gün yeniden tanışıyordu onunla…böyle bittiği an bir elektrik çaktı nöronlarımda.. anladım ki bu gerçek bir mutlu son aslında… öyle değil mi en güzeli: her sabah yeni bir hayat var.. “yeni bir klasör”

Hız mı, Ömür mü ?  bugünkü hard diskten daha sert kayalara çekiçle bir duyguyu kazıyan birisi için ‘zaman’ o kadar da önemli bir kriter değildi. “haftasonu yağmur bekleniyor, mağaralarınızdan çok uzaklaşmayın” yazan bir kamu görevlisi belki de yazı bitine kadar biraz ıslanıyordu.. artık çekiç yerine klavyenin tuşlarına dokunuyoruz.. acaba yeteri kadar iz bırakıyor muyuz… hep bir şeyleri siliyoruz bu ortamda.. ama onbinlerce yıl sonra bile kayalardaki yazılar hala hayatta. Dedemin kucağındayken çekilmiş resmime bugün bakabiliyorum ama torunlarıma sayısal resimlerimi nasıl bozulmadan saklayacağım…  hard disk yeteri kadar hard mı ?

Binlerce yıl matematik sadece toplama ve çıkarmaydı.. sorma çarpma ve bölme.. onbinlerce yıl, yıldızlar sadece güzellik biraz da yön tayiniydi.. bilginler her şeyi bilirdi..
Bilgiler çok uzun yaşardı.. şimdi hızlı değişim zamanı… 
Acaba daha ne kadar hızlı.. ne zaman ışınlanabileceğiz uzak yerlere..
Uçaktan korkanlar ışınlanmadan da korkacak mı ??
msn daha ne kadar yakınlaştıracak insanları.. dokunabilecek miyiz arkadaşımıza, elimizi uzattığımızda değişik boyutlara…

her gün yeni buluşlarla yeni dünyalar kuruluyor..      
hard diskler çok hard olmasa da oluyor.. 
Çok şeyler değişiyor
ama her şey hala sıfır ve bir ..
bu yazım sıfır belki ama “bir” çok yakınımızda ..

9 Haziran 2007.. güzel bir son şarkı.. "hani bir gün gelecektin".. gözüm yolda seni bekler.. hep sözlerin yalan imiş.. yalancısın yalancı..

Yusuf Yücel ile sanayiye gittik.. BMW'sine parçalar baktık.. Şampiyon Usta'da kebap yedik.. FOGA'da dondurma.. Akşam Hilton'da düğüne gittik ailece..

22 Haziran.. sadece bir hayal şimdi.. olsun hayaller de güzel.. bu günlerde şunu dinliyorum Zeki Müren'den:..

gözlerini gözlerimden
ayırma hiç
ayırma hiç
ayırma hiç
ne olur

düşsün üstümüze karlar
yaksın yüzünü rüzgarlar
damla damla
aksın yaşlar

gözlerini gözlerimden
ayırma hiç
ayırma hiç
ayırma hiç
ne olur

ellerini ellerimden
alma sakın
alma sakın
alma sakın
ne olur

ayrılmak olmaz hiç senden
rüyamizı bitirmeden
hasretimi
bildirmeden

sen de beni ellerinden
alma sakın
alma sakın
alma sakın
ne olur

kanat çırpar kuşlar sana
koş gel bana
koş gel bana
koş gel bana
ne olur

sensiz bitmiyor günlerim
beklemek oldu kederim
uzaklarda
durma derim

kanat çırpar kuşlar sana
koş gel bana
koş gel bana
koş gel bana
ne olur

5 Temmu
z,
beşinci kez aynı güzel haberi aldım eşimden.. beş beyaz gül ile altı kırmızı gül aldım peşinden..


14 Temmuz Cumartesi FOGA'da kahvaltı yaptık.. İlhan, Sami ve Nedim ile.. yılların hızına şaşırdık yine.. Sami'nin ziyaretçi hatıra defterime yazdığı gibi, uzun zamandır görüşemesek de, sanki dün beraberdik gibi samimiyetimiz var..

20 07 2007 Cuma.. Atakan geldi ziyaretime.. öğlen yemek yedik beraber.. akşam amcamlara gittik.. seçim sonuçlarını tahmin ettik (benimki yüzde 47 idi :-) )

Temmuz.. Samsun sıcak ve nemli.. izindeyim ama biraz yalnız.. Ömer'i kursa bıraktım sabahları.. Ahmet amcam çocuklara saat hediye etti.. Neriman ablam etek.. Fikret, Cüneyt, Aziz ve Kemal ile Akçaabat köftesi yedik, köfteci Necati'nin bahçesinde, Çatalçam'da.. Kamil abimlerde oturduk denizin kıyısındaki evinde.. eski zamanları yadettik.. Birisi benim getirdiğim Mustafa Albardak imali, iki çeşit çikolatalı pastayı yarıştırdık.. Alaattin abinin ve Ali Atalı'nın akrabası Özkan abiyle tanıştık.. Hediye ettiği çaylardan içtik.. Yeşilyurt'a gittik.. OMTEL'de denize girdik, Yusuf, Ali Galip, Musa Çakır ve Emre ile.. Yıllar sonra Recep Ali abiyi ziyaret ettim.. özenle tarif etti, malzemelerini özel aldırdı, çift hamurdan üç tane pastırmalı yumurtalı pide yaptırdı.. Sohbeti gibi doyumsuzdu.. Ömer ile Samsun Makine Sanayi'ye gittik.. İşçilerle aynı yemekten yedik.. Ali Galip'i ziyaret ettik.. Ahşap ve bez karışımı yaptığı kanoya baktık.. Nuri amcalarla Bafra'ya köye gittik.. Dalından çilek yedik.. Kuş Cennetinde fotoğraf çektik.. Balkaymak dondurmasına doyduk.. İskender ile Mustafa amcamı ziyaret ettik.. Şemsilerde kuşlara baktık.. Kenan enişteye uğradım.. Babamın mezarına gittim.. Dua ettim..
Aynı yollardan geçtim, beyaz hayali seyrettim, güneşli pencerede.. dalmışım, bıraktığım yerde..

Hasan abi, Tanju ve Cavit ile Trabzon'a gittik, geze geze.. İskenderzadeler Yayla Şenliğine katıldık Taşköprü'de, bulutların üzerinde.. Konuşma yapacaklar listesinden ismimi sildirdim, ama seneye söz verdim.. Abdullah amca ile Ahmet Likoğlu'nun konuşmalarını beğendim. Başkan Ömer Yavuz ve kardeşinin çabalarını da.. Horon oynadım çok bilemesem de..

Abdullah bey ehliyetlerimi gönderdi Ereğli'ye, Kıyı Kaptanı oldum ve Kısa Mesafe Telsiz Operatörü... yelkenli gemi, yat falan sürebileceğim artık inşallah..

Mesaiye döndüm.. Hüzünlü şarkılar dinledim, eskiyi okudum.. kalbim aktı.. kuru papatyamı kokladım, kokmadı, gözyaşımla suladım, canlanmadı.. çok hayal kurdum, daha olmadı..

Zeki Müren'i gördüm rüyamda, ölüm yıldönümünde.. yan yanaydık.. ben mi öldüm, o mu canlandı bilmiyorum..

Taşındım, beş yıl yaşadığımız yerden, Paris caddesinden.. Artık Dışkapı'dayım.. Samsun'uma daha yakınım..
Son bir kere uğrayıp çiçeklerimi aldım İbrahim ile, sonra iki kere kılavuzluk yaptım Deniz hanımefendiye..

18 Eylül.. Tahir ile tanıştık.. beynimizle idman yaptık..

Luis ve Teddy ile güzel bir iftar yaptık, Köfteci Numan'da.. Komşum İbrahim'lere, ablamlara, Kemal Bingöl beylere gittik.. Bayramda Ereğli'deydik..

19 Ekim.. Ayda bir, tatlı efendim.. çok değildir dilerim..
13 Kasım.. Sevdiğimi gördüm rüyamda, sabah tatlı bir yağmur, nazlı bir güneş ve kocaman bir gökkuşağı vardı mesai yolunda.. Sonra Mındız ile sohbet, masamdaki son gün burukluğu.. Süleyman'ın çayı ile Tolga'nın ziyaret çikolatası.. Msgt Abdullah beyin selamı.. güzel bir gün.. Hülya hanım kardeşim aradı.. ona verdiğim yaş günü hediyesi onun da rüyasında gördüğü gibi beyaz ve pembe renkliydi..

15 Kasım Yusuf geldi Samsun'dan.. Mustafa beyin köftelerini yedik, lezzetli incik ve ciğerleri de.. Bilkent'te gezdik.. Bizde kaldık..

16 Kasım, özlenmek çok güzel Hasan, sağ ol.. ben de özledim sizi.. ama sevilmeye layık olmak zor.. Senin gibi arkadaşlarımla aynı mevzide savaş yapmak isterdim ben kötülerle; böyle rahat koltuklarda oturmak değil, vurulup sert kayalarda uzanmak isterdim.. böyle süslü, püslü ve paslı yazmak değil, içten duymak isterdim...

25 Aralık, Arkadaşlarımız Cengiz ve Şule geldi, Amasya'dan.. Beraber yemek yedik..

Geç buldum, çabuk kaybettim... şarkısındaki gibi..

15 Ocak 2008 Salı, Ömer'e ikilik sistemi anlattım... her şeyin nasıl sıfır ve bir olduğunu tartıştık..

28 Eylül 2008 01.40, döndüm.. nedense çok ara verdim.. büyüdüm, 41 yaşımı bitirdim..

inşallah anlatacağım..

.....................

 

 

 

 

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .